Ayın İlham Veren Sanatçısı: NEŞET ERTAŞ
nevermind
Sunday January 20 2019, 11:09 PM
Ayın İlham Veren Sanatçısı: NEŞET ERTAŞ

Ülkemizin en önemli müzisyenlerinin ilham veren hayat hikayelerini paylaşmaya devam ediyoruz.

Bu yazımızda hayatına ve müzik kariyerindeki başarılara yer vereceğimiz isim, sesiyle, sazıyla gönüllerimizi fethetmiş bir halk ozanı, deyişlerin ve bozlakların ölümsüz yorumcusu, Neşet Ertaş .

Neşet Ertaş'ın çocukluğu ve gençliği


Neşet Ertaş, Orta Anadolu Abdal geleneğinin gelmiş geçmiş en büyük ustalarından olan halk ozanı babası Muharrem Ertaş ve annesi Döne Ertaş’ın ikinci çocuğu olarak Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesine bağlı Abdallar (Kırtıllar) köyünde, 1938 yılında dünyaya geldi. 5-6 yaşlarındayken keman ve bağlama çalmayı öğrendi ve babasına düğünlerde kemanı, dansı, zili, sesi ve sazıyla eşlik etmeye başladı. Çocukluğu babasının işlerinden ötürü şehir şehir gezerek geçen Ertaş, bu yüzden ilkokula devam edemedi. Babasına duyduğu hayranlıkla sazını ve sözünü sürekli geliştirmeye çalışan Neşet Ertaş, seneler sonra bir söyleşide usta bildiği babası ile aynı ruhun insanı olduğunu söyleyecekti.

Muharrem Ertaş eşi Döne ve çocukları

Neşet Ertaş'ın İstanbul, Ankara ve Almanya yılları


Annesini 12 yaşında kaybeden ve bu büyük ve zamansız kayıptan çok etkilenen Neşet Ertaş, bu elim olaydan 2 sene sonra, 1950'li yılların başında, sazı ve babasından öğrendikleriyle birlikte köyünden çıkıp İstanbul'un yolunu tuttu. Burada çeşitli işlerde çalıştıktan sonra 1957 yılında babasının yazdığı "Neden Garip Garip Ötersin Bülbül" adlı türküyle Şençalar Plak şirketinden ilk plağını çıkardı.

Neşet Ertaş'ın gençligi

Beyoğlu'nda bir gazinoda sahne aldığı bu dönemde, ilk plağı halk tarafından çok beğenilen Neşet Ertaş, yeni plak ve kasetler çıkarmaya ve halk konserleri yapmaya başladı. 2 yıl İstanbul'da kaldıktan sonra başka bir şehirde yaşamak istediğine karar veren Ertaş, Ankara'ya yerleşti ve burada da şöhreti dilden dile yayılmaya başladı. Müzik hayatına Ankara’da devam ederken 1962 yılında askerliğini yapmak üzere İzmir Narlıdere'ye gitti. Terhisini alıp Ankara’ya dönen Ertaş, çalıştığı gazinoda Leyla adında bir kızla tanıştı ve hemen evlendi. Bu evlilikten Döne ve Canan isminde iki kız ve Hüseyin isminde bir erkek çocukları oldu. Babası Muharrem Ertaş, bu evliliğe şiddetle karşı çıkmıştı. Babası ile bu sebepten arası açılan ve uzun bir süre küs kalan Ertaş, 7 yıl sonra 1970'de eşinden ayrıldı.

70’li yılların sonlarına doğru bir yandan yeni albüm çalışmaları yapıp bir yandan turnelerle ülkeyi karış karış gezerken, yaşadığı sağlık sorunlarının şiddetlenmesi sonucu parmaklarını hareket ettirememeye başladı. Enstrüman çalamaz hale gelen ve müzik hayatına devam edemeyen Neşet Ertaş, kardeşinin daveti üzerine tedavisi için 1979’da Almanya'ya yerleşti. Hem tedavisi hem çocuklarının eğitimi hem de nihayet geri döndüğü sanatsal çalışmalarından dolayı uzun süre Almanya'da yaşayan Ertaş, buradaki Türklerin de hayranlığını ve sevgisini kazandı.

Neşet Ertaş'ın ülkeye dönüşü ve artan şöhreti


Almanya’daki Türkler tarafından giderek daha fazla tanınıp sevilmeye başlayan Ertaş, 2000 yılında İstanbul'da verdiği konserle yıllar sonra sevenlerinin karşısına yeniden çıktı. Orta Anadolu halk ezgilerini, deyişleri, semahları ve bozlakları kendine has üslubuyla ve kusursuz bir yorumla icra eden Ertaş, hayata veda ettiği 2012 yılına kadar herkesin gönül telini titreten yanık sesiyle ve kendisine her yerde eşlik eden bağlamasıyla sayısız sahne çalışmasına imza attı. Abdallık geleneğinin son temsilcisi, Yaşar Kemal’in taktığı isimle “Bozkırın Tezenesi”, kendi ifadesiyle devletin değil halkın sanatçısı olan Neşet Ertaş, 2010 yılında " UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi " kapsamında " Yaşayan İnsan Hazinesi " ünvanını kazandı. 2011 yılında İTÜ Devlet Konservatuarı tarafından fahri doktora ile ödüllendirilen Ertaş’ın bağlama çalış tekniği hala İTÜ’de ders olarak okutulmaktadır.